' Danteller 5 teleee. Danteller 8 teleee!'

2 Mart 2010 Salı


-Allahaısmarladık

-...................

Kapıyı yavaşça kapamak istediyse de büyük ihtimalle mutfağın açık bırakılan penceresi yüzünden bunu beceremedi. Kapı büyük bir gürültüyle kapandı. Dış kapıyla mutfak penceresi arasında dolaşan rüzgar, evin içinde serin bir hava oluşturdu. Bu tatlı soğukluğu ne kapıyı kapatıp dışarı çıkan ufaklık, ne de içerde salondaki koltukta oturan annesi hissedebilmişti.

Küçük ellerini, yamalı, yeşil renkli kadife pantalonunun ceplerine soktu. Şimdilik küçük ellerini martın sert soğuğundan korumayı başarmıştı. Babasının eski paltosundan bozma pantalonunun paçaları, artık ayak bileklerinin üstünde kalıyor, ayağına geçirdiği yün çoraplarının boğaz kısımlarını saklayamıyordu. Daha önce komşu çocuğunun giydiği ayakkabılar ona bir iki numara büyük geliyordu. Ama, O; büyük,siyah ve önü tokalı iskarpinlerini, ayakkabının ilk sahibinden daha çok seviyordu

Yere eğilirken kendi kendine söylendi;

- Hay Allah yaaa....Daha dün boyamıştım seni.

Cebinden çıkardığı mendiliyle, boyanmaktan kat kat olmuş ayakkabısının önünü sildi.

Gururlar ayakkabılarını süzdü ve ' çok güzel...' dedi.

Tekrar yürümeye başladı.Sırt çantasının içinde taşıdıklarının adlarını mırıldandı. Hızlıca birşeyler düşündü ve yolun karşı tarafına geçmeye hazırlanırken bir an tereddüt etti. Her hafta yaşadığı ikileme yabancı değildi. O dükkanın önünden geçmek, ya da geçmemek....

' Geç kaldım. Yolu uzatmasam iyi ederim. bu kez de önünden geçeyim bari....'

Bedenini yola attı. küçük adımlarla ve acele ederek karşı kaldırıma geçti. Büyük vitrinli oyuncakçının önünden hızlıca geçmeye yeltendi ama nafile. Vitrinin tam ortasında ışıl ışıl duran bu bisiklete bakmaktan kendini alıkoyamadı.
Masmavi bir bisikletti...
-Uffffff... şu örgüleri satma işim olmasa bütün güz izlerdim seni!
Gözlerini vitrinden uzaklaştırmaya çalışarak oradan ayrıldı.Farkında değildi ama, bu bisikleti ilk gördüğü günden beri asla, o bisiklete binip; okula, işe, eve, parka onunla gidip gelmeyi hayal etmemişti-edememişti-.Edebilir miydi? ama etmeliydi....Sadece bu mavi güzelliğe, buz gibi bir vitrin camının arkasından bakmayı sevmişti. sevinçlerini, umutlarını, hayallerini ödünç verdiği birinin yaşamını uzaktan izlemek gibiydi. Ama daha gerçekçi, daha somut nedenleri vardı. Bisiklet sürmeyi bilmiyordu...Bilmediği bir şeyin hayalini kurmaya da niyetlenmemişti.
-Sen sürmeyi bilmiyor musun? Didye sormuştu bir arkadaşı, geçen yaz.Evet. Evet bir oyun parkındaydılar. O'na tam da böyle sormuştu elleriyle belini sıkı sıkı kavradığı arkadaşı.
Bisikletin arka selesinde tıngır mıngır gidiyorlardı. Soruya cevap beklemiyordu çocuk, ufaklıksa cevaplamak istemiyordu. Çok farklı alemlerdeydi.Yüzünü rüzgar mı ıslatmıştı? gözleri mi sulanmıştı? rüzgardandır rüzgardan....
Birden korna seslerini, araba gürültülerini tekrar duymaya başladı. gerçek dünyaya döndü. Gözlerini hızlı hızlı kırpıştırıp küçük parkın içine doğru yürüdü.
Küçük park. İnsanların oturması için yapılmış birkaç tane bank vardı.geri kalan herşey yeşil ve doğaldı. şehrin içinde olabildiği kadar doğal. fazlası değil. Parkın hemen arkasında da çocuklar için oyun bahçesi vardı. Klasik, tahteravalli,salıncak, kaydırak...ne anlamsız! ve de ne büyüleyici.
Sırt çantasını yere koydu.özensizce. İçinden büyükçe masa örtüsü çıkardı. İnceledi.Her zaman alta gelen pis kısmı yine alta gelecek şekilde yere serdi. Örtünün dört bir köşesine rüzgarda havalanıp uçmasın diye taş koydu. Nihayet çeşitli boyutlarda bembeyaz el yapımı dantelleri dikkatlice sergiledi. Müşterilerin sağında kalacak şekilde küçükleri, solunda kalacak şekilde büyükleri dizdi. Şöyle tepeden tırnağa tezgahını süzdü ve kendini alkışladı.Küçük kafasını tekrar, o kocaman çantanın içine gömdü. O'nu öyle görenler çantanın içine saklanmaya çalıştığını düşünebilirlerdi. Aradığını bulanlara has tebessümle, çantadan uzaklaştı.Sırtını ağaca yasladı. Eline 'YILKI ATI' adlı hikaye kitabını aldı ve okumaya başladı. Arada bir kafasını kitaptan ayırıyor, gelen geçenleri süzüyordu.Sattıklarıyla ilgilenebilecek tipte insanlar yaklaştığı zaman 'Danteller 5 teleeee.Danteller 8 teleeeee' diye söyleniyordu. Bağıramıyordu, sadece söyleniyordu. Çünkü, her normal çocuk gibi utanma duygusu onunda ruhunun derinliklerinde saklanıyordu. O fark etmese bile sesi onu ele veriyordu.
Kafasını tekrar hikaye kitabına gömüyor, arada tam çaprazında kalan oyuncakçının vitrinini süzüyordu.
Nadir de olsa, satış yapmanın huzuruyla kitabını okumaya devam ederken, birinin karşısında dikilip onu süzdüğünü hissetti. Kafasını kaldırmadan, sadece gözlerini hareket ettirerek bu hissinin kaynağını gördü.
Bir kız çocuğu!
-Ne satıyorsun sen?
-Dantel örgüsü.örgü yani. el örgülü dantel.öffff bunları işte.elleriyle önünde duran dantelleri işaret etti.
Karşısında dikilen küçük kıza bakmaya utanmıştı.Evet.Bugün ikinci kez utanma duygusuyla yüzleşiyordu ve bu sefer kendi de farkındaydı utandığının. Gözlerini sabitleyebileceği bir nokta aradı.Çok ihtiyacı vardı buna.
-Aaaa! ben o kitabı okudum.Öğretmenim vermişti okumam için.
-Bana da öğretmenim verdi.Bunu bitirirsem, şeker portakalını bir daha okuyabilecekmişim.Öyle söyledi öğretmenim.
-Çocuk, sen kaça gidiyosun bakiim?
Tam o sırada iki yaşlı teyze tezgaha yaklaşmaktaydı.Kız çocuğunun varlıgını unutarak
'Danteller 5 teleee. Danteller 8 teleeee' diye heyecanla bağırdı. Ama teyzeler çoktan ordan uzaklaşmaya başlamışlardı.
Kız ısrarla sordu;
-Kaça gidiyosun sen!
Ufaklık başını kaldırıp küçük kızın mavi gözlerine baktı.
-Ne güzelmiş senin gözlerin.Keşke benimkilerde mavi olsaymış.Cücelerin eline düşen Gülüver'in gözleri gibi...
Kız mavi gözleriyle ufaklığın simsiyah gözlerine baktı.O mavilikler yavaş yavaş tezgahta duran dantellere kayınca, ufaklık konunun dantellere gelmesinden ürktü.
-5.sınıfa gidiyorum
-Bunları sen mi ördün?
Ufaklık çok içten gülmeye başladı.
-Akıllım.Hiç erkekler dantel örer mi?Annem örüyor ben de satıyorum. Çünkü ERKEK! benim.Erkek kelimesinin üstünü çizmişti ufaklık.
Hem...Hem benim annem yatalak.Kanepesinden hiç kalkmaz. Kalkamaz.Kalkmak ister, kalkmasını isterim ama kalkamaz işte...
-Aaaa! ne güzelmiş. Keşke benim annemde hiç kanepesinden kalkmasa. O zaman istediğim kadr yaramazlık yapabilirdim.
Gülüştüler.Sonra küçük kızın annesinin sesi duyuldu;
-Zeynep.Zeyyneeeppp! Hadi kızım gidiyoruz...
-Annem çağırıyor. Hoşçakal. Hayırlı işler çocuk!
Bu hızlı başlayan yeni arkadaşlığı çabuk bitmişti. Zeynep ufaklığın önünden çekilince,ufaklık oyuncakçı dükkanının kapısından dışarı çıkan mavi bisikleti gördü. Üstünde de bir çocuk vardı.Bir yanında annesi, bir yanında babası. İçi acıdı ufaklığın. Artık vitrinde izleyebileceği bir bisikleti yoktu.
Ağaçlar hışırdadı,yerden toz kalktı, bir kaç yaprak uçuştu.Ufaklığüın gözleri sulandı. Ama rüzgardan. Evet hepsi rüzgardandı. Birkaç teyzenin yaklaştığını farketti ve söylendi;
' Danteller 5 teleee. Danteller 8 teleee!'


0 NE DİYOSUN: